
Yeryüzüne sinmiş en büyük bela, hırs ve açgözlülükle ahmaklaşmış, aklını yitirmiş insan yığınlarıdır. Ama halkın bu doymak bilmezliği, bu aşağılık çıkarcılığı karşısında hiçbir zaman dehşete kapılmadım ve bırakılsa birbirine girecek ürkütücü kalabalıkların bencil iradelerini, aklın tek iradesi altında bir araya toplamayı başardım. Ve yöneticilerle memurlar halkın hizmetkarı olduklarını unutmaya teşnedirler, onlara da bunu her zaman hatırlatıp, devletin gücüyle halka eziyet etmeye kalkan memurların hepsini en şiddetli cezalarla cezalandırdım.
Şunu iyice anlamalısınız ki, benim konuşmam bu ağızla sınırlı değildir. Benim görmem bu gözlerle sınırlı değildir. Benim bedenim bu gördüğünüz bedenden ibaret değildir. O halde, benim için artık ölmek nedir? Benim gideceğim yer artık neresi olabilir? Otun topraktan geldiğini, toprağın kendisi olduğunu bilmeyen, onun yeşilliğine aldanır ve güneşli günlerin sonunda kuruyup gidince de kedere düşer. Halbuki ot kendini güneşin kızgın ateşine bırakır ve yanıp kavrulur, öyle ki kendinin hükmü kalmaz. Ama böylece o, toprağın hükmüyle hüküm sahibi olur. Değil mi ki ondan geriye bir şey kalmadı, işte o zaman, o her şeyin kendisi haline gelmiş olur. O halde, bilmelisiniz ki, yıldızların geceyi kollayan ışıltısı, geniş düzlükleri öfkeyle kasıp kavuran rüzgar, baharın neşesindeki ve sonbaharın hüznündeki hayat ve hayatın koynunda uyuklayıp duran düşünce benim hükmüm altındadır. Benim yokluğumda, masmavi göğün derinliklerine taht kurmuş güneş bile kapkaranlık olurdu da, ayın solgun yüzüne imrenirdi. Ben olmasaydım eğer ırmaklar kupkuru kalırdı ve bir damla suyun özlemiyle yana kavrula, kavuşacakları bir deniz ararlardı. Bunları, kolay anlayabilesiniz diye söylüyorum. Ama, Wuan Chi kuşatmasında gözünü kırpmadan ölüme atılan askerlerim gibi, aranızdan yiğit biri çıkar da sözlerimin kabuğunu kırıverecek olursa, demeye getirdiğim şeyi bütün çıplaklığı içerisinde görecektir. Göreceği şey benim hakikatimden ve dolayısıyla da sizin kendi hakikatinizden başka bir şey değildir. Ve bunların hepsi birdir. Hayat sizlere, bir düğümler yumağı olarak sonu gelmez bir ayrışmalar ve sarmalanışlar bütününden ibaret görünüyor. Bu karşı karşıyalıkların sizden ayrı bir hakikati olduğunu düşünüyorsunuz. Ama bütün bu karşıtlıkların sizde birlendiğini, sizde çözüldüğünü görmüyor musunuz? Böylece karşı karşıya geldiğinizde kendinizi tanırsınız. Bilgi budur. Ve burada söylediklerimi can kulağıyla dinlediyseniz eğer, sizleri niçin barış içinde yaşamaya çağırdığımı da anlamış olmalısınız. Savaşın, insanın sudaki yansısıyla dövüşmesinden başka bir şey olmadığını anlayabilesiniz diye bütün bunları anlatıyorum. Dinleyin.. Taşların sabırlı bekleyişine, krizantemlerin her sabah güneşi daha bir yakından öpmek isteyişine hayat veren Kutsal Soluğu işitiyor musunuz? Bakın... Sessiz sedasız bir aşk türküsü tutturmuş gidiyor.. Ve onun ezgileriyle eğirilen sonsuz varoluş ipeğinin güneşler gibi ışıyarak nasıl da aşkla uçuştuğunu görmüyor musunuz? Hayır, sizler ipeği görmüyor, düğümlere sarılmaya çalışıyorsunuz. Halbuki, iki ucu da elinizde olmayan bir ipe attığınız düğümlerin çözülmeyeceğinden nasıl emin olabilirsiniz? Ve atılan her düğüm çözülecektir. Yazgı denilen şey, düğümün atılması ve çözülmesi arasındadır. Ve bu düğümleri atan da çözen de benim. İpten ibaret olduğunu bilmeyen bir düğüm çözüldüğünde, ondan geriye bir şey kalmaz. Hayat sandığınız şey bu yüzden koca bir oyundur. Kendinizi, sonunda kaybetmekten başka bir şansınızın olmadığı bu oyuna kaptırmayın. Çünkü ipin ne olduğu ancak düğümün çözülmesiyle anlaşılır. Halbuki sizler düğüm üstüne düğümler atmaya uğraşıyorsunuz. Ve istediğiniz neyse, işte onu alıyorsunuz. Çünkü insan, ancak aradığını bulacaktır. O halde niçin yazgıyı suçlayıp duruyorsunuz? Kendinizi güvenli kılmak için iplere doluyor, ama artık kımıldayacak haliniz kalmayınca da, niye bu hale düştüğünüzü düşünmeksizin çırpınıp duruyorsunuz. Şu can havliyle okuduğunuz, atalarınızın dilinde pörsümüş olan dualar sizi nasıl kurtarabilir ki? Aklını kullanmayan ve bütün bu gürültü patırtı ortasında bile alabildiğine gülümseyen Hakikat’in önünde derin bir saygıyla eğilmeyen bir kimse, nasıl olur da bu sözlerime akıl sır erdirebilir? Hayatın binbir görünümüne sarılan kişi, ölümün gelip gözleri karartmasıyla, tutunacak bir şey bulamaz, çünkü bütün bunları birbirine bağlayan hakikatten yoksundur. Düğümle birlikte silinip gidecektir.
Bu sözler kimin ağzından çıktıysa, buraya onun adını koyun ve onun mührünü vurun. |