Castro liderlikten çekiliyor

1959 yılından bu yana Küba’nın tartışılmaz tek lideri olan Fidel Castro kimilerine göre Küba’nın Amerikan emperyalizmine direnişinin simgesi. Kimilerine göre ise acımasız bir diktatör. Muhaliflerinin başında da Miami’de sürgünde yaşayan kendi kızı geliyor.

18 ay önce bağırsak ameliyatı geçiren ve uzun süredir sağlık sorunları olduğu bilinen Fidel Castro yeni dönemde devlet başkanlığı ve başkomutanlık görevlerini üstlenmeyeceğini açıkladı. Sağlık durumunun, liderliğin gerektirdiği hareketlilik ve kendini adamayı kaldırmayacağını, bu yüzden vicdanının bu görevde devam etmesine izin vermediğini söyleyen Castro, 1959 yılından beri Küba’nın değişmez lideri ve şu anda 81 yaşında bulunuyor.

Küba meclisinin Pazar günü yapacağı oturumda, Castro'ya hastalığı boyunca vekalet eden 76 yaşındaki kardeşi Raul Castro'yu resmen devlet başkanı seçmesi bekleniyor. Bazı gözlemcilerse liderliğin bir kuşak atlayarak el değiştireceği ve 56 yaşındaki Devlet Başkanı Yardımcısı Carlos Lage Davila'nın seçilebileceği görüşünde.

Fidel Castro kimdir?

13 Ağustos 1926 doğumlu olan Fidel Alejandro Castro Ruz, Marksist, devrimci ve Küba devriminin önderlerinden biri. Orta halli ıspanyol göçmeni bir toprak sahibi olan Angel Castro y Argiz’in, aşçısı Lina Ruz’dan doğan evlilik dışı beş çocuğundan ikincisi olan Fidel’in çocukluğu yoksul bir yöre olan Mayari’de geçti. 1950’de Havana Üniversitesi’nden hukuk doktoru olarak mezun oldu.Öğrenciyken, 1947’de Dominik Cumhuriyeti’ne karşı başarısızlıkla sonuçlanan bir devrimci harekete ve 1948’de Bogota’daki kent ayaklanmalarına katıldı.1947’de Küba Halk Partisi’ne girdi.1950-52 arasında avukatlık yaptıktan sonra Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi’nden adaylığını koydu. Ama 10 Mart 1952’de iktidardaki Carlos Prio Socarras hükümetini deviren Küba’nın eski başkanlarından General Fulgencio Batista seçimleri iptal etti.

1953 başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla küçük bir grup oluşturan Castro, 26 Temmuz’da Santiago’daki Moncada Kışlasına 125 arkadaşıyla birlikte bir baskın düzenledi. Ama başarısızlığa uğrayarak tutuklandı.16 Ekim 1953’te Santiago’daki Küba Yüksek Mahkemesi’nde yapılan yargılamada “Tarih beni aklayacaktır” (La Historia Me Absolvera) cümlesiyle biten ünlü savunmasını yaptı. Mahkeme sonunda 16 yıla mahkum oldu. Juventud Adası’nda 21 ay hapis yattıktan sonra, Batista’nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü bağışlandı.

1955’te Küba’dan ayrılarak Meksika’ya geçen Castro 26 Temmuz Hareketi adlı yeni bir örgüt kurdu. İspanya İç Savaşı’na katılmış olan Kübalı Alberto Bayo’nun yönetiminde gerilla savaşı eğitimi gören örgüt üyeleri 2 Aralık 1956’da Granma yatıyla Küba’ya dönerek Oriente’de karaya çıktı. Burada hükümet kuvvetleriyle girişilen çatışmalarda arkadaşlarının çoğunu yitiren Castro, aralarında kardeşi Raul Castro ve Ernesto Che Guevara’nın da bulunduğu 12 arkadaşıyla birlikte Oriente’nin güneybatısındaki Maestra Dağlarına çekildi. Bu dağlarda iki yıl boyunca Batista’nın kuvvetlerine karşı başarılı bir gerilla savaşı yürüttü. Giderek siyasi desteğini yitiren ve bir dizi askeri yenilgiye uğrayan Batista, 31 Aralık 1958’de Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı ve Castro 1959’un ilk günlerinde Havana’ya girdi. Hukukçu Dr. Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi.

Castro hükümeti ilk olarak fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı; 40 hektarı geçen toprak bedelleri 20 yılda ödenmek üzere kamulaştırıldı ve halk çiftlikleri olarak işletilmeye başlandı. Önceleri Castro’ya karşı çıkmakla beraber 1959’a doğru gerilla hareketini desteklemeye başlayan Küba Sosyalist Halk Partisi (PSP) Castro ile ilişkilerini geliştirerek etkili bir konum kazandı. Bu durumdan tedirgin olan Urrutia’nın toprak reformunun ertelenmesi yönündeki baskıları üzerine, Castro istifa etti. Ama halkın yoğun tepkisi karşısında Urrutia görevinden çekilmek zorunda kaldı.Yerine Osvaldo Doticos getirilirken Castro yeniden başbakan oldu.

Bu sırada toprakların kamulaştırılmasından zarar gören ABD şirketlerinin baskısıyla ABD hükümeti Küba’ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Ekonomisi tek ürüne dayalı bir ülke olan Küba, öteden beri ABD’ye sattığı şekeri SSCB’ye satmaya başladı. ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığında SSCB’den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince, Castro bu rafinerileri devletleştirdi. Bu gelişme ABD ile Küba’nın arasını daha da açtı. Devrimden sonra ABD’ye kaçan ve John F. Kennedy yönetiminden silah ve mali destek sağlayan muhalif Kübalıların Nisan 1961’de giriştiği Domuzlar Körfezi Çıkartması başarısızlıkla sonuçlandı. Castro çıkarmanın ardından yayımladığı Havana Bildirisi ile ilk kez, Küba’nın sosyalist politikalar izleyeceğini dünyaya duyurdu.

1962’de SSCB’nin Küba’ya balistik füzeler yerleştirmesi ve John F. Kennedy’nin Küba’yı deniz ablukasına almasıyla dünya bir nükleer savaşın eşiğine geldi.Bunalım ancak ABD’nin Küba’da hükümeti devirmek için artık girişimde bulunmayacağına söz vermesi ve SSCB’nin Türkiye’deki Amerikan füze rampalarının kaldırılması karşılığında nükleer silahlarını Küba’dan geri çekmeyi kabul etmesiyle atlatılabildi. Bununla birlikte Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) Castro’yu öldürmeye yönelik suikast planları düzenlemeyi sürdürdü.

Fidel Castro 31 Temmuz 2006 tarihinde sağlık problemleri nedeniyle yetkilerini geçici olarak Başkan yardımcısı ve kardeşi Raúl Castro’ya devretmişti.