
Giriş Ortaçağ veya Ortaçağlar olarak adlandırılan dönem Batı Roma İmparatorluğu'nun M.S. 476 yılında çökmesiyle başlıyor ve yaklaşık 1000 yıl kadar sürüyor. Ortaçağ'ın bitiş tarihi olarak genellikle Türklerin İstanbul'u aldıkları tarih olan 1453 veya Christopher Colombus'un sonradan Amerika olduğu anlaşılan toprak parçasını keşfettiği tarih olan 1492 yılı kabul ediliyor. Avrupa ortaçağının yaşandığı dönemde uygarlığın ve dolayısıyla haritacılığın Bizans'ta, İslam dünyasında, Çin'de, Hindistan'da ve Güney Amerika uygarlıklarında oldukça farklı bir seyir izlediğini hatırlatalım. Ortaçağ Avrupa haritacılığının, Roma dünyasının çöküşüyle birlikte coğrafi bilgide bir gerilemeyi yansıttığı söylenebilir. Ptolemy'nin coğrafya ve haritacılık tarihinde çığır açan Coğrafya adlı eseri sadece Bizanslı bilim adamları tarafından biliniyordu ve bu yoldan Arap coğrafyacılar da Ptolemy'den haberdardılar. Ortaçağ Avrupa haritalarının sadece bir türünde, çok basit bir formda, Yunan coğrafyasının kimi kavramlarının varlığını sürdürdüğü görülür. Ama şunu da söylemek gerekir ki, günümüze çok az sayıda ulaşan çoğu ortaçağ haritası insanları bir yerden başka bir yere götürme amacını taşımıyordu. Tersine, çoğu ortaçağ haritası Yaratılış'ın görkemini göstermek üzere kilise duvarlarına asılan birer sanat eseriydi veya elyazmalarındaki, Yaratılış'ın özelliklerini betimleyen birer illüstrasyondu. T-O Haritalar En eski ortaçağ haritalarından bazıları T-O haritalar olarak adlandırılır. Bunun sebebi bu haritaların "O" içine "T" harfi konulmuşa çok benzemesidir. T-O haritaların bilinen en eski örneği sekizinci yüzyılda yaşamış bir İspanyol rahip olan Liébanalı Beatur'a aittir. Bu haritalar en azından yedinci yüzyıldan itibaren genelgeçer dünya haritaları olmuşlardır. Bu haritalarda Kudüs genellikle yuvarlağın ortasında yer alır.
Bu "T" şekli Yeryüzündeki kara kütlesini Afrika, Asya ve Avrupa olmak üzere üç kıtaya böler. "T"nin yukarıdan aşağı doğru olan ve Afrika'yı Avrupa'dan ayıran bölümü Akdeniz'i temsil eder. "T"nin üst yatay çizgisinin sağ tarafı Kızıl Deniz'i temsil eder ve Afrika'yı Asya'dan ayırır. "T"nin üst yatay çizgisinin sol tarafı ise Karadeniz, Don Irmağı ve Azak Denizi'ni temsil eder ve Avrupa'yı Asya'dan ayırır. Harita doğuya dönüktür. Bu şekilde, diğer iki kıtadan iki kat kadar büyük olan Asya haritanın üst tarafında yer alır. Bu doğu oryantasyonu çoğu ortaçağ atlasının ortak özelliğidir. Göksel Cennetin yerkürenin en doğusunda olduğu düşünülüyordu. Bundandır ki çoğu ortaçağ haritasının tam tepesinde Cennet yer alır. Her ne kadar bu T-O haritalar düz disk biçimli bir Dünya'yı temsil ediyormuş gibi görünse de gerçekte durum böyle değildir. Ortaçağ haritacıları daireyle yerkürenin üst yarıküresini göstermek istemişlerdir. Alt yarıkürenin genellikle tümüyle suyla kaplı olduğu düşünülüyordu. Diğer ortaçağ düşünürleri ise, ne var ki, üst tarafın kara ve alt tarafın sudan oluştuğu iki küre görüşüne karşı çıkıyorlar, bu durumun dünyanın dengesini bozacağını söylüyorlardı. Onlara göre Tanrı'nın kusursuzluğu simetri gerektiriyordu ve dünyanın dengede kalabilmesi için üst-yarıkürede (yani T-O dünyasında) olduğu gibi alt-yarıkürede de kara olması gerekiyordu. Bu diğer kara kütlesine (Latince "karşı ayak" anlamına gelen) Antipodes ismi verildi. Çünkü orayı ziyaret eden bir kişi baş aşağı duruyor olacaktı ve ayağı kürenin üstünde duran kişinin ayağının ters tarafına denk gelecekti. Antipodes'in oturup yerleşilebilir bir yer olup olmadığı hakkında çok sayıda tartışma sürüp gitmiştir ve çoğu buraların yerleşmeye müsait olduğunu kabul etmiştir. Ama burası yerleşmeye müsait olsa bile, blurada hiç kimsenin yaşamıyor olduğu konusunda hemen herkes ittifak halindeydi. Kuşak Haritalar İnsanların Antipodes'de yaşayamama sebebi iklim kuşaklarıydı. Klasik zamanlardan beri çoğu kişi dünyanın iklim kuşaklarına ayrıldığını düşünüyordu: kutuplarda dondurucu bir iklim, ekvatorda kavurucu bir iklim ve ikisi arasında ılıman ve dolayısıyla yaşam sürmeye uygun bir iklim.
Bu kuşaklar arasındaki ısı farkını mantıklı bir şekilde güneşe yakınlıkla irtibatlandırıyorlardı ve düşünceleri büyük ölçüde doğruydu. Hatalı oldukları nokta soğuk ve kavurucu olan kuşaklara geçilemeyeceği yolundaki inanışlarıydı. Ancak onüçüncü yüzyılda Afrika kıyıları boyunca güneye inen Portekizli denizciler sayesinde kavurucu kuşağa geçince güneşe yakınlaşmaktan dolayı kimsenin ölmeyeceği kanıtlanabilecekti. O zamana kadar, ne var ki, kavurucu kuşağın geçit vermez bir engel olduğu düşünüldü. Antipodes'ler üzerinde, yaşanabilir olsalar bile, kimse yaşamıyordu. Ortaçağdaki birçok mesele gibi bu da teolojik bir meseleydi. İsa havarilerini Yeryüzündeki bütün insanlara vaaz etmeleri için göndermişti. Eğer Antipodes'lerde insanlar yaşıyor ama buraya ulaşılamıyorsaİsa havarilerine gerçekleştirilmesi olanaksız bir görev veriyor demekti ve dolayısıyla yanlış yapmış olurdu. Ama Teslis'in bin parçası olan İsa'nın yanlış yapması düşünülemezdi. Bu yüzdendir ki St. Agustine'den başlayarak bulunan basit çözüm Antipodes'lerde insan yaşamadığıydı. Liste Haritalar Liste Haritalar kısmen T-O haritalarla benzerlik taşır. Bu haritalar basit T-O teamülünü alır ve oralardaki farklı toprakları veya farklı ülke ve şehirlerin özelliklerini listelerler. Bu haritalarda, isim ve özellikleri coğrafî konumlara göre yerleştirme yolunda hemen hiçbir girişimde bulunmamıştır. Portolan Haritaları Haritaların denizcilikte pratik amaçlar için kullanılması Ortaçağın büyük bölümünde bir norm olmaktan uzaktı. Ortaçağ harita yapımında yeni bir adım atılması için deniz ticaretinin gelişmesi ve deniz keşifleri çağının başlaması gerekiyordu. Onüçüncü yüzyıldan başlayarak Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde deniz haritaları ortaya çıkmaya başladı. Bu haritalar deniz yollarını, limanları, demirleme yerlerini ve denizcilikle ilgili diğer bilgileri içeriyordu. Portolan, İtalyanca'da "küçük liman" anlamındaki portolano sözcüğünden geliyor. Bu portalan haritaları bir denizciyi bir limandan diğerine götürmek amacını taşıyor. Deniz kıyılarını oldukça detaylı bir şekilde gösteren bu haritalarda yön ve derece bakımlarından ilk ölçek kullanımlarına rastlanıyor. Gemiciler pusula kullanarak (pusulanın Çin'de ve Avrupa'da muhtemelen eşzamanlı olarak onikinci yüzyılda icat edildiğini hatırlatalım) bir yerden bir yere gitmek için portolan haritalarından faydalanıyorlardı ve harita üzerindeki kıyı hatlarını izleyerek gitmek istedikleri limanı buluyorlardı. Bu haritaların çoğu Geç Ortaçağ'da okyanusu keşfetmede en faal olan üç ülke olan İspanya, Portekiz ve İtalya'da üretiliyordu. Ölçekli haritalar Portolan haritalarından bugün görmeye alışkın olduğumuz gerçek anlamda ölçekli haritalara geçiş görece küçük bir adımdı. Bütün gereken şey yuvarlak dünya üzerindeki yerleri ölçmede kullanılabilecek bir ölçekleme sistemiydi. Bu sistem Claudius Ptolemy'nin Coğrafya adlı kitabında bulundu. M.Ö. 150'de yazılmış olan bu Yunanca kitap onbeşinci yüzyılın başlarında, 1406 yılında Latince'ye çevrildi. Bu kitap enlem ve boylam kavramlarını sunuyordu. Ölçekli haritalar gitgide daha hatasız hale geldi ve 1450 yılındaGütenberg tarafından icat edilen matbaa gibi seri üretim sistemleri çok daha fazla insanın haritalara erişimini sağladı.
M.S. 900 tarihli Anglo-Sakson dünya haritası
1200 tarihli bir Kudüs haritası
1260 tarihli Psalter Haritası
Pietro Vesconte'nin 1321 tarihli dünya haritası
Ranulf Hidgen'in 1350 tarihli dünya haritası
1375 tarihli bu Katalan Atlası, Ortaçağ döneminin en önemli Katalan haritası kabul ediliyor
Bu 15. yüzyıl haritası, Ortaçağ İngilteresi'ndeki Chertsey yerleşimini gösteriyor
1430 tarihli Borgia veya Tavola di Velletri dünya haritası
1436 tarihli Bianco dünya haritası
Henricus Martellus'un 1489 tarihli dünya haritası
Albini de Canepa'nın 1489 tarihli portolan haritası
Pedro Reinel'in 1504 tarihli denizci haritası
|
