Erkek olmak için gereken üç şey

 

Psikoloji bölümünün birinci yarıyılında okuyan bir öğrenci olarak hazırdım, ısrarlı çağrılara hiç gerek kalmamıştı; Quartier Latin’deki ilk barışçıl gösteriye ben de katıldım. Mayıs’ın ilk günlerinde gösterilerin, nasıl sürekli şehir gerillası savaşlarına dönüştüğünü gördükten sonra, gösterilerden uzak durmayı ve bir gözlemcinin, bir tanığın etik duruşuyla yetinmeyi seçtim. 7 Mayıs gecesi St.Michel bulvarından eve dönüş yolunda, caddeyi geçerken bir CRS birliği (ç.n:Fransız polisinin sokak eylemlerinde görevlendirilen kolu) beni tutukladı ve içinde birçok gencin bulunduğu bir hücreye attı. Gençlerin arasında yaralılar da vardı. Daha sonra yüzlerce tutuklunun bulunduğu bir kışlaya getirildik. Az ışıklandırılmış, bomboş, çok büyük bir kapalı alana hepimizi itiştiriyorlardı. Korkmaya başlamıştım. Neler olabileceğini resmediyordum: Beş yıl sonra, 1973 Eylül’ünde, Santiago’da Pinochets’nin devrilmesinin ardından olacak olanlara benzer bir tabloyu kurguluyordum. Bunlar burada, Paris’te olabilirdi; bizi buradan teker teker çıkarıp vurabilirlerdi. Bunun yerine bizi teker teker bir avluya çıkardılar, her türlü tekme, yumruk ve sopa dayağı darbeleriyle dövdüler ve küfürler savurdular. Bir porsiyon dayağı da, kaçmaya çalıştığımız koridorlarda yedik. Ardından yatışmış, kibirli polislerin önünde oturtulduk. Kimliklerimiz alındı, kaldırım taşı fırlatanları saptamak için ellerimiz kontrol edildi.

 

 

Sonunda Fransız vatandaşı olmayan altmış kişiyle birlikte büyükçe bir kafese kilitlenmiştim. Buradakilerin çoğu rasgele tutuklandıklarını söylüyorlardı. Bu yabancılardan biri, Quartier’de bir restoranda akşam yemeğini yerken, bir polis birliğinin içeriye daldığını ve bütün müşterileri tutukladığını anlattı. Bunu dinlerken kavradığım şeyi, 2001 Haziran’ında Cenova’da toplanan G8’e karşı protesto gösterisine katılan genç arkadaşlarıma açıklayacaktım: Polise, eyleme müdahale sırasında herhangi bir zamanda, önceden belirli bir sayıdaki kişiyi tutuklama emri gelir. Bu düşük maaşlı zavallı şeytanlar, şiddet eylemlerinde bulunan göstericilerin yolundan çekilip, hiç bir direnç gösteremeyen, belki de gösterici görüntüsü bile vermeyen, yalnızca yoldan geçmekte olan şanssızlara çullanırlar. Birçok ülkenin asayiş güçlerinde öfkeli bir korkaklıktan kaynaklanan bu tür davranış biçimi tipikleşmiştir.

2001 Haziran’ında Cenova’da bu apaçık görüldü: polis, bir okul binasında gecelemekte olan yüzlerce genci tutuklayıp Bolzaneto kışlasına götürdü. Burada bu geçler adamakıllı aşağılandılar ve kötü davranış gördüler. Polisler duruşmaya çıkarıldılar; duruşmadan haklarında beraat kararı çıktı.

Geceyi tutukevinde geçirdim. Sabah serbest bırakıldık. O geceki tutukluluğumda klostrofobimi keşfettim. Daha önce hiç tutuklu olmamıştım ve ne zaman bırakılacağımızı bilmiyorduk. Belki de bırakılmayacaktık! Bu hıncahınç dolu kafeste kaç saat, kaç gün geçirecektim? Görevliye seslendim ve zorlukla konuşuyormuş gibi yaparak kalp hastası olduğumu söyledim. Aslan yelesini andıran uzun, kabarık saçlarım, karaya vurmuş balık gibi görünmeme engel olamadı. Görevli kalbinin yumuşamasına karşı koymadı ve beni başka bir boş hücreye aldı, kapıyı da açık bıraktı. Ne zaman uçakla yolculuk edecek olsam, uçağa girmeden önce klostrofobi krizine yakalanırım: ‘’bu delikte oturmaya dayanabilecek miyim?’’ sorusuna Paris’te tutukevindeki krizin anısı eşlik eder.

Ertesi gün Le Monde’a bir mektup yazdım, başıma gelenleri anlatıp, olanları kınadığımı bildirdim. Bu günlük gazete mektubumu basmadı. Ama benzer öykülere ve haberlere yer veren başka gazeteler bastılar. Benden yirmi yaş kadar büyük bir Fransız arkadaşım, Mireille şunu söyledi: ‘’Le Monde’a yazmakla iyi yaptın. Er ya da geç buradaki bütün ileri gelen yabancılar Le Monde’ bir mektup yazacaklardır.’’

Napoli’nin yoksul halkının delikanlılarının ağzında şöyle bir deyiş vardır: ‘’Erkek olmak için üç şey lazımdır: askerlik yapmak, bir sokak kadını ile yatmak ve en az bir geceyi kodeste geçirmek.’’ Asker olmamıştım, sokak kadınlarına hiç yaklaşmamıştım, ama kodeste bulunduğumu söyleyerek avunabilirdim; demek ki yirmi yaşımda üçte bir erkek sayılabilirdim.