![]() |
"Haydi, dünyayı değiştirelim..." |
68’in peşisıra gelen on yıllar boyunca pasif olmayı öğrenmek zorunda kaldık. Gündelik yaşamın gereksinimlere boyun eğdiğini, politik-felsefi akla yer tanımadığını anlamamız gerekti. Öyle ki, yıllar sonra şöyle söylüyorduk: ‘’Dünyayı değiştirmek istemiştik, bunun yerine dünya bizi değiştirdi.’’ |
GERÇEKLİK TUTKUSU 68’in ütopyacı gücü üzerine çok söz söylendi. Eğer ütopyadan anladığımız, gelecek olanın bin yıllık beklentisi ise, aslında bizim nesil kararlı biçimde anti-ütopyacıydı. Bizim asıl uğruna yanıp tutuştuğumuz, Alain Badiou’nun adını koyduğu ‘’gerçeklik tutkusu’’ydu. Alain Badiou’nun deyişiyle ‘’kısa yüzyılımız’’ın ayırtedici niteliğini belirleyen de buydu. Biz planlarla, düş ve isteklerimizle yetinmezdik; düşünceler hemen gerçekliğe dönüşmeliydiler. Acelemiz vardı; başdöndürücü bir hızla gelip geçen şimdiye biçim vermeli ve onu en yoğun haliyle yaşamalıydık, gerekirse, anfetamin, Hint Cannabis’i ve ya LSD yardımıyla. David Rousset’nin söylediği gibi: ‘’Normal insanlar her şeyin mümkün olduğunu bilmezler’’ ve mümkün olan her şey, gerçekleşebilirdi de. 68’in peşisıra gelen on yıllar boyunca pasif olmayı öğrenmek zorunda kaldık. Gündelik yaşamın gereksinimlere boyun eğdiğini, politik-felsefi akla yer tanımadığını anlamamız gerekti. Öyle ki, yıllar sonra şöyle söylüyorduk: ‘’Dünyayı değiştirmek istemiştik, bunun yerine dünya bizi değiştirdi.’’ Bugün her şey bambaşka. Günümüzün en solcu olanı bile, düşüncenin kesinkes gerçekleşeceğine inanmıyor. Bunu yerine, düşünülebilir alternatif olanakları görünür kılmayı görev biliyor. Dekonstrüksiyonun, bu en safından akademik olan uygulamanın moda olması zamanın ruhuna özgüdür: Artık sosyal düzenlerin değil, metinlerin yapı-bozumu söz konusu. Solculuktan arta kalan da bir önceki milenyuma ait. GÖRÜNÜRLÜK 68 Mayısı’nın, başkaldırının görkeminden başka, bizde uyandırdığı diğer bir görkem duygusu daha vardı: Bir romanda ya da bir filmde yaşanıyormuş gibi yoğunlaştırılmış yaşam duygusu. Bu zaman-uzam yoğunlaşması, sonunda görünürleşmiş bir sosyal sürecin optik etkisini yaratıyordu. 68 Mayıs’ı, kuramsal olarak uzun sürecek ve karmaşık olan öyküleri, zaman, uzam ve olgu birliğinde, bir aydan biraz fazla olan kısacık bir zamana sıkıştırarak yoğunlaştırdı. Devrim bir düştü. Çünkü devrim bizi tarihin görkeminde yaşatıyordu; Tarihin tanığı olmaya niyetlendiğimizde, onun öncüsü de oluveriyorduk. Görünürlük kazanmamış olan bir savaş ya da ayaklanma, tarihsel anlamına da kavuşamaz. Örnekse, Afganistan’ın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne karşı yürüttüğü savaş, tarihsel olarak Vietnam savaşından daha önemli olduğu halde, yaşantılanamadı. Nedeni ise çok basit: Medya tarafından görüntülenmediği ve böylece tanıklık etmenin bir yolu olmadığı için. Oysa Vietnam bizim savaşımız olmuştu. Amerikan filmleri aracılığıyla, onu bizim davamızcasına yaşıyorduk. YÜZLER Bizim ile, politik bir davası olan bizden önceki nesil arasında fizyolojik bir farklılık da vardı. 68 öncesinde, hüzünlü bir yüz ifadesi, tipik bir komünistin işareti olmuştu. Brecht haksızlığa duyulan nefretin yüz hatlarını değişikliğe uğrattığını söylemişti. Komünist çene, yüze sert, başkaldıran bir ifade veriyordu, nefreti (kapitalist dünyanın darkafalılığına karşı) anlatan buruk bir ifadede sabitlenmiş yüz hatlarını yumuşatabilmek ancak çelikleşmiş bir iradenin işiydi. Bu yüzler kemikli oluyordu, gülümsemeyi barındırmazdı ve onlarda melankolik bir eyleme hazır olma hali okunurdu. Buna karşın bizim yüzlerimizde, dünyalılık, başka ifadelere bürünüyordu.Uzun saçlarımız sakallarımız da işin içindeydiler. Bizim yüzlerimizde biraz oyuncu, biraz da yabanıl bir ifade dolanıyordu; Saygınlıktan uzağa düşmüş, sorumsuzca yaşayan bir palyaçonunki ile, olağandışılığı özenle gösteriye sunan bir rok yıldızınınki arasında gidip gelen bir yüz ifadesi. Artık duygusuz eylemlerin hüzünlü sıradanlığı yoktu. Neşeli bir kışkırtıcılığın rengarenk bir gösterisi vardı. Ünlü tarihçi Braudel gibi söylersek: Bir devrimcinin ‘bu iş uzun sürecek’ diyen tarzından ‘olay çıkmalı’ diyen tarzına geçmiştik. Olay çıkmalıydı ki, bütün ateşler sönüp gitsin. |