Simetri, Biçim ve Boyut

 

Gün ışığına çıkarılan antik elyazmaları hümanistlere Yunanlı ve Romalıların sanat yapıtlarında nasıl matematiği kullandıklarını gösterdi. Matematiğin kullanımı özellikle bina tasarımında sayısal oranların kullanıldığı mimaride kendini gösteriyordu.

Mimarîde Oranlar

Rönesans sanatçıları tarafından kullanılan en ilginç oranlardan biri olan altın oran Antik Yunanlılar tarafından da sanatta ve mimaride kullanılmıştı. Doğada genellikle bir yaprak, spiral veya deniz kabuğu biçiminde bulunan altın oranın binalara ve diğer yapılara uyumlu bir kompozisyon kattığı düşünülmektedir.

Hümanistler mimarî tasarımlarına yol gösterici olmak üzere Romalı bir mimar olan Vitruvius'un yazılarını da kullandılar. Vitruvius mimarlıkta oran ve simetriyi övüyor ve insan bedeninin doğadaki orantınının güzelliğini nasıl temsil ettiğini açıklıyordu. Rönesans mimarları, özellikle de İtalyan mimarlar, antik yapıların kalıntılarına giderek bunları ölçtüler ve orantı ve simetrinin gerçek binalara nasıl uygulandığını öğrendiler. Bu çalışmaların sonucu yapılarda yeni bir güzellik felsefesiydi. Göklere doğru hareketi taklit eden Gotik helezonlar ve süslemelerin yerini, insan aklını ortaya koyan şık simetri aldı.

Mimarlık

Kiliseler inşa eden Rönesans mimarları yapılarının temeli olarak haç şeklini kullanmayı bıraktılar. Bunun yerine kiliselerini daire şekline dayandırdılar. Antik matematikçilerin daireleri geometrik kusursuzlukla denk tutmalarından hareketle Rönesans mimarları Tanrı'nın kusursuzluğunu temsil etmek üzere kiliseleri daire biçiminde yaptılar.

Rönesans'ın zenginleri evlerini inşa ederken genellikle Roma tarzını benimsediler ve evlerinin dört tarafını bir avlunun etrafına inşa ettiler. Basit, simetrik süslemeler —klasik süslemelerin taklitleri— binaların cephelerine uygulandı ve bazı yapılarda aynı zamanda antik tapınakları andıran bir şekilde sütunlar bulunuyordu.

San Pietro Kilisesi, Roma, 1502


Resim

Rönesans resimleri antik dönemden öğrenilen hümanist ideallerin uygulanışını gösterir. Ortaçağ eserlerlerinde azizler ve İncil figürleri doğal olmayan geometrik gruplar halinde düzenlenirdi ve arkaplanlar altın yaldızlardan ibaretti. Rönesans ressamı insan figürünü mümkün olduğunca gerçekçi bir biçimde betimledi ve arkaplanlarda genellikle gerçek dünyadan görünümler yer alıyordu. Bilim sanatçıya çizgisel perspektifi nasıl göstereceğini öğretti.

Carpaccio'nun 1514 tarihli Aziz Stephen'in Münazarası adlı yapıtında lineer perspektifin nasıl kullanıldığı görülüyor.

Işık ve gölgenin dikkatli kullanımı figürlerin daha gerçek görünmelerini sağladı. Rönesans ressamları sadece nesneleri önceki sanatçılardan daha gerçekçi bir şekilde resmetmekle kalmadılar, ama aynı zamanda da tuvallerini herbiri dikkatli ve gerçeğe uygun bir şekilde resmedilmiş daha çok sayıda nesneyle doldurdular.

Müzik

Ortaçağdan beri müzik kuramcıları oranlar üzerine çalışıyordu. Antik Yunanlı matematikçi Pisagor müzikten söz ederken bu konuya değinmişti. Kuramcılar telli çalgılarda, telleri farklı oranlarda uzatıp kısaltarak nasıl farklı sesler üretileceğini açıkladılar. Örneğin eğer bir müzisyen teli ortadan böldüğünde, orijinal tonun bir oktav üzerinde yeni bir ton yaratmış olurdu. Rönesans müzisyenleri bu fikri kendi müziklerine taşıdılar.

Lut Çalgıcısı (ayrıntı), Caravaggio, 1596

Rönesans bestecileri aynı zamanda antik dönemden kalma klasikleri kendi sanatlarına kattılar. Yunan tiyatro oyunlarını çalışarak, yaptıkları müziğin, şarkılarındaki sözleri yansıtabilmesi sanatını, yani neşeli sözler için müziği neşeli ve acıklı sözler için müziği acıklı hale getirmeyi keşfettiler. İçerisinde müziğin de yer aldığı antik Yunan tiyatrosunun hüzünlü müziğiyle dinleyicileri gözyaşlarına boğduğunu öğrendiklerinde, Rönesans bestecileri bu tiyatro deneyimini yeniden yaratmaya çalıştılar. Bunda başarılı olamadılar ama çabaları operanın doğuşuyla sonuçlandı.