
Tıpkı çiftçilerin toprağın koruyucusu olmaları gibi, biz tasarımcılar da zihinsel dünyanın koruyucularıyızdır. Onu beslemeli ve onu gözetmeli ve orada her zaman için yabanıllık, çeşitlilik ve özgürlüğün bulunmasını sağlamalıyız. De Stijl, Bauhaus, Kontrüktivizm ve Dada… Heartfield, Dumbar ve Kalman …Tasarım çok uzun bir zaman estetik ve politik değişimin ön saflarında durdu. Ama İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüketici kapitalizmin çalılıklarına dolandık ve yolumuzu kaybettik.
Buna hâlâ sahip miyiz peki? Yeni bir dergi estetiği yaratabilir ve matbuatın ölümünü aşabilir miyiz?Şehirlerimizi atıktan kurtaracak sürdürülebilir ürünlerin tasarımını yapabilir miyiz? Post-materyalist çağımız için yeni duyarlılıkların oluşmasını sağlayabilir miyiz? Kenya Hara’nın “düşünce ve duygu vasıtaları”nın yaratılmasından söz ettiği Designing Design kitabında bu yeni estetiğin ipuçları bulunuyor. Yine bunun ipuçlarını Jean-Marie Massaud’un yeni bir “yaşama sanatı” yaratma misyonunda ve Banksy (ve diğer sokak sanatçılarının) politika, tasarım ve gündelik yaşamın çarpıcı bir karışımıyla verdikleri örneklerde bulabiliriz. Mesleğimizin ruhu için mücadelenin ilk adımları şehirlerimizin dört bir yanında mantar gibi biten çirkin bilboardlara karşı cesurca ayağa kalkmak, sanal dünyayı işgal eden antidemokratik virüslere karşı mücadele etmek ve kimliklerimizin markalar tarafından yozlaştırılmasına direnmektir. Yüzyılımız, yaşamın her alanında büyük ideolojik çatışmalar, paradigma değişimlerinin yaşanacağı bir yüzyıl olacaktır. Tasarımcılar olarak bizler öncü birlikler olmalı ve her mücadele ve tartışmada ön saflarda yer almalıyız. |