![]() |
|
| Ne efendi ne de köle | |
| Taocu bilge Bao Jingyan (MS 300) | |
İşin aslı şudur ki, güçlüler zayıfları ezdi ve zayıflar onlara boyun eğdi; kurnazlar safları oyuna getirdi ve saflar onlara hizmet etti. İtaat olduğu için efendi ve köle ilişkisi doğdu. Kölelik sayesinde güçsüz halk kontrol altında tutulabildi. Bu nedenle kölelik ve hakimiyet, güçlü ile zayıf arasındaki mücadelenin ve kurnaz ile saf arasındaki zıtlığın sonucudur. Mavi Göğün bununla hiçbir ilgisi yok! Dünyanın ilk farklılaşmamış halinde olduğu zamanlarda değerli olan İsimsiz (yani, Tao) idi ve tüm yaratıklar mutluluğu kendilerini gerçekleştirmekte bulmaktaydı. Artık, tarçın ağacının kabuğu soyulduğunda ya da vernik ağacı kesildiğinde, bu, o ağacın isteğiyle yapılmamakta; sülünün tüyleri yolunduğunda ya da yalıçapkınınkiler koparıldığında, bu, o kuşun arzusuyla olmamakta. Gem vurulmak veya dizginlenmek atın doğasıyla uyumlu değil. Boyunduruk altına sokulup yük taşımaktan haz almaz öküz. Kurnazlığın kökeni, şeylerin gerçek doğasına karşı çıkan güç kullanımında yatmaktadır. Yaratıklara zarar vermenin asıl nedeni ise beyhude süsler sağlamaktır. Bu yüzden, anlamsız süsler temin etmek için gökyüzünün kuşlarını yakalamak, burunlarda, delik olmaması gereken yerlere delikler açmak, doğa onların özgür olmasını isterken hayvanların ayağına zincir vurmak, hepsi hayatını zarar görmeden sürdürmek için doğmuş olan bu sayısız yaratığın kaderiyle uyumlu değil. Ve böylece halk, iktidardakiler beslenebilsin diye çalışmak zorunda kalmakta ve üstleri dolgun maaşların tadını çıkarırken onlar korkunç bir yoksulluğa indirgenmektedir. (...)
Çorak topraklarda ne bir patika ne de bir yol, su yollarında ne bir kayık ne de bir köprü vardı. Kara ya da su yolu üzerinden hiçbir iletişim aracı olmadığı için insanlar birbirlerinin malını mülkünü gasp etmezdi; bir ordu oluşturulamazdı ve dolayısıyla insanlar bir diğerine saldırmadılar. (...) Henüz hiç kimse güç kazanmayı ya da çıkar peşinde koşmayı düşünmediğinden, ne bir uğursuzluk ne de isyan cereyan ederdi. Mızrak ve kalkan kullanımda olmadığından, kale hendeği ya da siper yapmak gerekmezdi. Tüm yaratıklar birlikte, birlik içinde yaşar, hepsi Yol'da (Tao) birbirine karışıp birleşirdi. Veba ye de salgın hastalık onları yoklamadığından, ömürlerinin tadını çıkarır ve doğal yollardan ölürlerdi. Kalpleri temizdi, kurnazlıktan bihaberdiler. Konuşmaları cafcaflı, hareketleri şatafatlı değildi. Hal böyleyken, insanların zenginliğini yağmalayacak bir mal-mülk birikimi ya da onları yakalayıp tuzağa düşürecek ağır cezalar olabilir miydi?
Kıymetli taşlar aranırken dağlar altüst edildi, inci aramak için derinlere dalındı. Ama bir araya getirdikleri bu değerli taş koleksiyonu ne kadar büyük olursa olsun, onların kaprislerini tatmin etmeye yetmeyeceğinden, tamamen altından bir dağ masraflarını karşılamakta yetersiz kalacağından, insanlar ahlâksızlığa ve kötülüğe gömülerek, Büyük Başlangıç'ın temel ilkelerine karşı geldiler. Atalarının yolundan her gün biraz daha uzaklaşıp, insanın sadeliğine sırtlarını daha çok döndüler. "Kodaman"ı göreve getirdikleri için sıradan insanlar şöhret için çabaladı. Ve maddi servete değer verildiği için hırsızlar ve soyguncular türedi. Çekici eşyaların görüntüsü katışıksız ve dürüst kalpleri baştan çıkardı; keyfî güç gösterisi ve kazanç sevgisi soyguna giden yolu açtı. Sivri ve keskin uçlarla silahlar yaptılar ve bunun ardından gaspların ve saldırı eylemlerinin sonu gelmedi. Tek korkuları tatar yayı yeterince güçlü, kalkanlar yeterince sağlam, mızraklar yeterince keskin ve savunma yeterince güvenilir olmazsa diyeydi. (...)
Efendi ile kul arasındaki ilişki tesis edilir edilmez, kalpler günden güne uğursuz amaçlarla dolar.
|
|
|
|