Dedektif Öykülerinin Savunması (1901)
Gilbert K. Chesterton
 

1874-1936 yılları arasında yaşamış dünyaca ünlü İngiliz yazar Gilbert K. Chesterton polisiye tutkunları arasında çağdaş polisiyenin ölümsüz kahramanlarından küçük dedektif Peder Brown'ın yaratıcısı olarak haklı bir üne sahip. Polisiyeyi bir yazın biçimi olarak eleştiren en parlak savunucularının ilklerinden olduğu gibi, yazıları günümüzde de değerini koruyor.

Chesterton'un bu konuda kaleme aldığı bir çok denemeden biri olan bu yazı, bu alanda sık sık aktarılmış prensiplerinin kaynağını oluşturuyor. Bu yazı, yazarın 1901 yılında yayınlanan "The Defendant" (Davalı) adlı eserinin önsözünde yayınlanmıştır. Bu yazı belki de polisiye akımına eleştirel yöntemi uygulayan ciddi ve akılcı ilk yazılardan biri ve edebî bir kişilik tarafından yazılmış olan ilk yazı olması açısından ayrıca önemlidir.

 

Dedektif öykülerinin popülaritesinin psikolojik nedenlerini anlayabilmemiz için eski tanımlamalardan kurtulmamız gerekmektedir. Örneğin, halkın iyi edebiyatı kötü edebiyata yeğlediği ve dedektif öykülerini kötü edebiyat oldukları için kabul ettiği doğru değildir. Bradshaw demiryolu rehberinde güldürüye yer verilmemiştir. Bu yüzden kış gecelerinde yüksek sesle okunup dinleyicileri kahkahaya boğmaz.

Dedektif öykülerinin demiryolu rehberlerine oranla daha bir coşkuyla okunmasının nedeni daha sanatsal oluşlarındandır. Şans eseri birçok iyi eser popüler olmuştur. Yine şans eseri birçok kötü kitapsa tutulmamıştır.

Büyük bir olasılıkla iyi bir dedektif öyküsü kötüsünden daha çok beğenilecektir. Pek çok kişinin algılayamadığı nokta iyi dedektif öyküsünün var olabileceğidir. Böyle bir olasılıktan söz etmek iyi bir şeytandan söz etmek gibidir. Kimine göre bir soygunu kaleme almak adeta suçu ruhen işlemek demektir. İtiraf edilmeli ki polisiyelerde ancak Shakespeare oyunlarındaki kadar sansasyonel suçlar işlenmekte.

Bununla birlikte, iyi bir dedektif öyküsüyle kötü olanı arasında iyi epik ile kötüsü arasındaki kadar hatta belki de daha fazla farklılık var. Polisiye tamamen geçerli bir edebiyat türü olmanın yanısıra kamu yararına etkin olma özelliğine de sahiptir.

Polisiyenin ilk asal değeri, popüler yazının çağdaş yaşamın şiirini ifade eden en eski ve tek biçimi olmasından gelmektedir. Kişioğlu ulu dağlar ve uçsuz bucaksız ormanlar arasında asırlarca yaşadıktan sonra bunların şiirsel olduğunu farketti. Bizden sonraki nesiller de baca külahlarını dağ tepeleri gibi zor, lamba direklerini de ağaçlar gibi yaşlı ve doğal görebilirler. Büyük kentin böyle vahşi ve apaçık bir olgu olarak algılanması dedektif öyküsünü İlyada yapıyor. Hiç kimse bu öykülerdeki kahramanın Londra sokaklarında peri masallarındaki bir prensin özgür yalnızlığıyla dolaştığını hissetmemiş olamaz. Ve bu başı sonu olmayan yolculukta sıradan bir otobüs sihirli bir geminin renkleriyle geçer. Kentin ışıkları ssayısız cin gözleri gibi parlamaya başlar. Okuyucu henüz bilmiyorsa da bu gözler gizli sırları saklamaktadırlar. Sokağın her dönemeci bu gizi işaret eder gibidir, ufuktaki baca külahları arsız bir alayla gizemin anlamının işaretini vermektedirler.

Londra'nın şiirselliğinin böylesine algılanışı azımsanmamalıdır. Bir bakıma kent köyden daha şiirseldir. Doğa bilinçsiz güçlerin karmaşası ise, kent bilinçli güçlerin karmaşasıdır. Bir çiçeğin tepesi ya da bir likenin motifi belirgin semboller olmayabilirler fakat kentin sokaklarındaki her taş, duvarlarındaki her tuğla kesin olarak bir insanı simgeler, bir telgraf ya da bir kartpostal gibi birinden bir mesaj taşır. Her tuğla Babil'in oyma taşları kadar hiyeroglif eseridir. Çatıdaki her taş tahta üzerlerinde toplama ve çıkarma işlemleri yapılmış birer eğitim belgesi niteliğindedir. Sherlock Holmes'ün önemsiz detayları biçiminde de olsa, uygarlığın bu ayrıntı romansını kanıtlayan, derinliğine varılamaz insan kişiliğini taşlar tuğlalar üzerinde vurgulayan her eğilim iyidir. Sokaktaki adamın gelip geçen 10 adama —11. adamın namlı bir hırsız olması tek olasılık da olsa— düş gücünü zorlayarak bakma alışkanlığını edinmesi iyidir. Londra'da daha başka, daha yüksek düzeyde bir romans yaşanabileceğini ve insanların erdemlerini aramanın suçlarını araştırmaktan daha heyecan verici olabileceğini hayal edebiliriz.

Bizler ne yazık ki, hayran olunacak Stevenson dışındaki büyük yazarlarımız kentin gözlerinin bir kedininki gibi parlamaya başladığı geceleri o heyecanla havada vermeyi reddettikleri için, bütün bu bilgiçlik ve aşırı titizliğin ortasında yaşadığımız günü alelade, sıradan, bayağı bulmayan popüler yazının hakkını vermeliyiz.

İsa'nın çarmıha gerilişi sahnesindeki grupları ya Floransalı soylu ya da Flaman köylüsü kılığına sokmuşlardır. Geçen asırda, tanınmış aktörler Machbeth'i pudralı perukalar ve fırfırlar içinde oynarlardı. Devrimizde yaşantılarımızın şiirine inancımızın bu kadar az olmasına karşın Büyük Alfred'in bir turist gibi golf pantolonuyla resmedilişine ya da Hamlet'in krep bantlı silindir şapka ve frakla sahneye çıkarılışını pekâlâ inandırıcı bulabiliyoruz. Tabii, çağımızın Lut'un karısı gibi geriye bakma içgüdüsünü yenememesi ilelebet süremez. Çağdaş kentin romantik olanaklarını ele alan kaba bir popüler edebiyatın ortaya çıkması kaçınılmazdı. Robin Hood'un baladları gibi incelememiş ve taptaze olarak, dedektif öyküleriyle doğdu bu tür.

Polisiyenin sağladığı bir başka olumlu iş daha var. İnsanoğlu ezelden beri evrensel ve otomatik bir olgu olarak gördüğü uygarlığa başkaldırıp onu terk etmeyi ve ona isyan etmeyi vaaz ederken, polis hareketinin romansı, uygarlığın aslında en sansasyonel terk ediş ve de en romantik başkaldırı olduğunu gözler önüne serdi. Toplumun ileri karakollarını uyumadan bekleyen bekçilerle uğraşırken silahlı bir kampta olduğumuz, karmaşık bir dünya ile savaştığımız ve suçluların, yani bu karmaşanın çocuklarının da kendi içimizden çıkan hainlerden başkaları olmadığı akıllara geldi. Bir polisiye romanda, haydut tuzağındaki bıçaklar ve yumruklar arasında tek başına korkusuzca, biraz da aptalca duran dedektif bize toplumun adaletini hatırlatmakla görevli özgün ve şiirsel bir figürdür. Soyguncular ve eşkiyalar ise kurtlar ve gorillerin artık unutulmaya yüz tutmuş saygınlıklarını taşımaktan mutlu, uysal ve evrensel tutucular olarak yerlerini almışlardır. Böylelikle polis gücünün romansı tüm insanın romansı olur. Bu, en karanlık ve en cüretkâr komplonun, ahlâk olduğu gerçeğine dayanır.

 

Künye: Chesterton, G.K. "Dedektif Öykülerinin Savunması". Çeviren: Zehra Boren. Nisan Yayıncılık Kitap Dört, Aralık 1984.